sayı: yedi

kuzey yıldızı - özgür macit

sırlamızı anlattığımız zamanlar vardı —yalanlarımızı paylaştığımız sırlarımızı. birbirimize bahsettiğimiz sahte hikâyelerimiz bir de, sevdalarımıza, umutlarımıza, hayallerimize dair. yağan yağmurların mutluluğu yansırdı suratımızda o zamanlar, gülümserdik hep birlikte: bakırdan suratlarımızın ortasında sigara sarısı dişlerimiz çıkardı. gece olurdu sonra, güneşin batışına ağlardık, mutluluk makyajı akıp, maskesi düşmesin diye silerdik karşımızdakinin gözyaşlarını. yıldız kokardı nefeslerimiz.

hüzünlü şiirler / 7 - nurullah can

Odama çekildim. Hiç ses yok
Ne bir haber var dostlardan
Ne ölülerden bir işaret
Her şey her yer hem var hem yok

Ben nerdeyim. Ya suretim nerde
Şiirden başka alacağım yok
Kuşların bile kaybolduğu gökte
Bana bir şairin kefareti dense

Yastığımın altında kefen parası
Ömrüm bir mum ışığı kadar soluk
Şiirler ıssız dergi sayfalarında
Bekler sahilde ölümün sandalı

Kadıköy 2001

sığ rüyalar - ulaş nikbay

ak gömlek uykusunda sığ rüyalar
kapılar ah o kapılar hep kapılar

şehirler dizilir set çeker gelişine
dilim ah kanar dilim şiirlerime

kıyıdan ellerimi daldırsam suya
kopar ah elim kopar başka kıyıya

şiirsin ah hoş gelenim boş gidenim
ahlar içindeyim ah sensiz neyleyim

mektup - sinem şık

Doğanın hareketli döllerinin kar gibi yağdığı günlerdi… Sonrasının koca boşluklar olduğunu bildiğim, söylemeyi istediğim birçok şeyden vazgeçiyordum. Keşfedilen her yeni şey hızla eskiyordu, oysa ben bıkmak istemiyordum. “Hep bir sonraki sayfayı merak etmeli, dikkati hep uyanık tutmalı” diyordum kendi kendime. Gördüğü her şeyi, önemli-önemsiz ayırt etmeden koklayan bir kedinin burnu ya da etrafında dönen dolanan her şeyi yutmaya hazır kuru bir sünger gibi.

adından utanan çocuk - betül dünder

önce O geldi.
yaşın işlemeli, çiçek bozuğu yüz
çocukluğundan bir mimoza demeti
bir iki terli atlet ve
keten tohumu kaynatan annesinin sesi ile
önce O geldi.

henüz bilmiyor öldüğünü.

önce O geldi.
tarihini karıştırmış pazarların
farkında değil yerleştirdiği kalabalığın
bir ağız ve içinde çürümüş diller
çocukluğunu hayat bilgisi dersinden
hatırlıyor ve açlığı

henüz bilmiyor öldüğünü.

siyah simsiyah - ali murat ırat

sustu sesler…
önce karanlık bir ormanın ilk fısıltılarını dinler gibi…
ve şehre bir yağmurun ilk damlaları düşerken…
ortasında erdemli kentlerin
bir park yerinde tecavüze uğrayan bir kadının ağzından sustu sesler
önce çığı besledi
sonra
bir çığın düştüğü yer gibi gömüldü sulara
ses oldu…
çığlık sustu…
aşk küstü…
sus-tu sesler.
bir kentin orta yerinde
bir kadın çığlığında dahi ağlamak olmadı.

İçeriği paylaş