sayı: on iki

kuzey yıldızı - özgür macit

Mevsim Dönümü

ser(e)ser(i)çe

Bir avuç kırık leblebi fırlatıyorum, fındık içi, fıstık ve kuş üzümü, bir avuç kalbimi, kırık. Güvercinler toplaşıyor ve kargalar ve martılar ve bütün leş yiyici, yırtıcı, dehşetli, büyük kuşları dünyanın. Sömürüyorlar. Sonra bir serçe geliyor, korkarak. Korkarak çalıyor yüreğimden bir parça o da. Kızamıyorum, çünkü ben öğrettim ona kötü adamı oynamasını. Bir serçe daha geliyor sonra. Yapma serçe, yüreğimin son parçasını da sen alma. Korkuyorum. Bütün çirkin gözleri kuşların, üzerinde. Sözlerime inansın istiyorum. Görsün gözlerimin içinde gülen yüzünü. Çünkü bu ya son gülümsemesi olacak bu yorgun gözlerin ya da yerleşip o gözlerin içine bir ömür mutluluğumu taşıyacak.

küçük defterler II - salih aydemir

“Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyorum.
Neler olacağını merak ettim. Hepsi bu: sadece merak.” — Jim Morrison

sadece merak

gerçeğin görünüşü karşısında yüzümün uğradığı deformasyon zayıf ışıklar altında gerçeğini veriyor… ve zaman dilimin içinde bir dizi duyarlılıkla serzenişte bulunuyor saflığa; çemberler ve güvercinler:
hangi algı kuramı olursa olsun, gözlerimizle inşa ettiğimiz bütün cephelerde imgeler, yansımalar, gölgeler ve engeller çoğalıyor…
çoğaltıyoruz…

sarı orfe - gökçe polatoğlu

yazılanlar silinemiyor maalesef.
ayrıca dönüp okumanın da anlamı yok hiç.
sil at ne varsa. yenilerini yazarız. yeniden yazarız.

gitme…
gel.
gel nereye istersen gidelim.

gittiğine üzülen iki kız vardı. hangisinin daha çok üzüldüğünün muhakemesini yapamam, ikisinin de içini bilemezdim. her şeyi bilen bir kırmızı balıktı, o kumsalda yalnız başıma otururken geldi ve bana bildiklerini anlattı. sadece dinledim. hiç konuşmadım. konuşamadım. hikâye anlatmayı da sevmem zaten, ona hiç katılamadım.

karanlığın anlattıklarından - ilker gören

1.   yaşamın yalınkat bir donla sokağa çıkmasının ardındaki gerçek herkesi ilgilendiriyordu aslında.
2.   isyanın soluk almadığı ortamlarda aşk keskin bir nişancı oluyordu.
3.   suçluların aklanmadığı bir mevsimde insanlar yağmuru kırmızı eldivenlerle bekliyordu.
4.   herhangi bir insan değildi yaşam silviya saçlarını tararken.
5.   suçlanmak ile aklanmak arasında ölen insanların hikâyesiydi fenomen.

nifak şekeri - tezer cem

kimim ben deli kendime
bir cesedi çok iyi tanıyan kibar biri
dokunulmamış bir soğuklukla donan
düşlenmiş bir katliamı
satırlarıyla sezinleyen
kan öngören ve betimleyen
içine düşmeden gezinen hissizlikte
tam dibini dipsizlikte çözümleyen
teminatsız ecel sunan
bir ölüme meydan veren cesur biri
tam buradan mesafeli duran
dirildiğine şaşkın
hatırlarıyla devam eden
can sıkan ve bıktıran
kaçarken meçhulüne meç atan
delirdiği ile kanmaya yatkın
açıklaması olmayan
bakiyesiz bir son ile
bir mezara çok iyi giren canlı biri

a.r.a - duygu güles

sigara kaydı düştü demin kül tablasının yanına, aslında kaymadı uzundur içilmediği için grileşip külleşmiş gövdesi kendi içinde büyük bir patırtıyla yıkıldı ya ben duymadım yani patırtıyı ben yıkılsam o da beni duymaz zaten her yıkıntı kendi sesinin altında kalır, altı sararmaya başlamıştı tabii düşünce sigara yanmaya devam ediyordu kendi içinde fıstıki makamdan, kaldırmadım sarardı dört bir yanı elbet birazdan sönecekti sönmek yanmaktan daha kokuluydu kesif sönüyordu renksiz yandığı gibi bir şeyler düşündüm ahesteden yanan sigaraya bakarken sigarayı düşünmedim ya da bulunduğu yeri yakmasını, böyle gitti geldi ipsiz sapsız kimi anılar fikirler beynimin içinde yer kalmadığını hissettim

İçeriği paylaş