Serin bir sonbahar günüydü. Bir çocuk edasıyla, kaldırım kenarlarına biriken kuru yaprakları eziyor ve çıkan hışırtıların içindeki çığlıkları bastırmasını umuyordu. Oysa yorulmuştu umut etmekten, geleceği düşünmekten. Artık sadece yürüyordu, nereye gittiğini bilmediğini umarak. Aslında düşlerini kaplayan bilinmezlikte kaybolmaya gittiğini çok iyi biliyordu.